İÇİNDEKİLER
ARAMA:

13. Kanaat ve İstiğnâ

Kanaat, Allâh’ın takdir ettiğine râzı olmak, kifâyet miktarıyla yetinmek, yâni ihtiyaçları asgarî ölçüde karşılayabilecek maddî imkânlarla iktifâ etmek ve başkalarının elindeki şeylere göz dikmemek sûretiyle ihtirâsı bertarâf etmektir.

Dünyâya imtihan için gelen insan, yaratılış maksadını unutarak ve rızık endişesine kapılarak bütün imkânlarını mal kazanmak için sarf etmemelidir. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ihsân ettiği mal ve imkânları âhiret sermayesi yapmaya gayret etmelidir. Çünkü Allâh Teâlâ, bütün mahlûkâtın rızkını kendi uhdesine almış, kullarının kanaat ve istiğnâ sâhibi olmalarını arzu buyurmuştur. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“Yeryüzündeki her canlının rızkını Allâh üstlenmiştir…” (Hûd, 6)

“Orada hem sizin için hem de rızıkları size âit olmayanlar için (gerekli) geçim vâsıtaları yarattık.” (el-Hicr, 20)

“Nice canlı var ki rızıklarını kendileri taşıyamaz (temin edemez.) Ama onları da sizi de rızıklandıran Allâh’tır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” (el-Ankebût, 60)

“…Rızkı Allâh katında arayın!..” (el-Ankebût, 17)

“Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır, onun bitip tükeneceği yoktur.” (Sâd, 54)

Peygamber Efendimiz, kanaatkâr kimseleri şöyle medheder:

“Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allâh’ın kendisine verdiği nîmete kanaat eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât, 125)

Yine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“Allâh’ım! Muhammed ehlinin rızkını, ihtiyaç miktarı kıl.” (Müslim, Zekât, 126) diye duâ ederdi.

Kanaatsız kimse zengin bile olsa, fakir ve muhtaçlardan daha fazla huzursuz ve sıkıntı içindedir. Zîrâ o, ne kadar mal kazansa da doymayacak, sürekli daha fazlasını isteyecektir. Kanaat yoksulu insanların bu hâlini, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle tasvîr eder:

“İnsanoğlunun bir vâdi dolusu altını olsa, bir vâdi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz. Fakat Allâh, tevbe edenin tevbesini kabûl eder.” (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116-119)

Demek ki kanaatsizlik günâhından tevbe etmek lâzımdır. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, bu durumdaki kimselere şu tavsiyede bulunmuştur:

“Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana baktığı zaman, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin.” (Buhârî, Rikâk, 30)

Lokmân Hakîm de şu nasihatte bulunur:

“Yavrucuğum! Gönlünü kederlerle ve üzüntülerle meşgul etme! Aç gözlülükten sakın. Takdîre rızâ göster. Allâh tarafından sana verilene kanaat et ki, hayâtın güzelleşsin, gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın.”

Lâkin kanaati yanlış anlayarak İslâm’ın, çalışmayı bırakıp tembel davranmayı ve insanlara muhtaç hâle düşmeyi tavsiye ettiği düşünülmemelidir. Kanaat, kalbî ve ahlâkî bir hâdisedir. Müslüman, helâlinden kazanarak mâlî ibâdetlerini îfâ etmeli ve muhtaçlara infakta bulunmalıdır.

Kanaat gibi güzel hasletlerden biri de istiğnâdır. İstiğnâ; gözü tok, gönlü zengin olmak, Allâh’ın verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememek ve ihtiyâcını başkalarına arz etmemektir.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Cebrâîl bana geldi ve şöyle dedi: «Yâ Muhammed! İstediğin kadar yaşa, (sonunda) mutlakâ öleceksin! İstediğini sev, (sonunda) mutlakâ ayrılacaksın! İstediğin şeyle amel et, (sonunda) onun karşılığını elde edeceksin! İyi bil ki, mü’minin şerefi, geceleri kâim olmasında; izzeti ise, insanlardan müstağnî kalmasındadır!»”

(Hâkim, IV, 360-361/7921)

İstiğnâ, ham hüviyetten kurtulup kemâle eren sâlih ve sâdıkların sâhip oldukları kalbî bir vasıftır. Gönül zenginliği ile eldekine kanaat ederek, daha fazlasına ve başkasının elindekine tenezzül etmemektir. Yine istiğnâ:

“Kanaat, bitmez-tükenmez bir hazinedir.” (Deylemî, III, 236/4699) hadîs-i şerîfi mûcibince, kalbin Hak Teâlâ ile yakınlık netîcesinde, mânen zenginleşerek huzûra ermesidir. Zîrâ istiğnâ ve kanaatle zenginleşen bir kalb, dünyevî endişe ve korkulardan selâmet bulur. Rûh, sonsuzluğu idrâk eder ve böylece mü’minde fânî hazların câzibesi son bulur. Allâh Teâlâ onu, “el-Muğnî” ism-i şerîfi ile kendinden başka her şeyden müstağnî kılar.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Kim ihtiyaç içine düşer de bunu insanlara açarsa, ihtiyacı kapanmaz. Kim de ihtiyacını Allâh’a arz ederse, Allâh’ın, hemen veya ileride o kimseye rızık vermesi umulur.” (Tirmizî, Zühd, 18/2326; Ebû Dâvûd, Zekât, 28/1645)

İstiğnâ, sâdece mal-mülk ve servete karşı değildir. Kulu Rabbinden gâfil kılan bütün varlık ve meşgûliyetlerden de kalben sakınmak îcâb eder.