İÇİNDEKİLER
ARAMA:

18. İstikâmet

İstikâmet, umûmî mânâsıyla bir hedefe tezatsız, tereddütsüz ve devamlı olarak yönelip ilerlemek demektir. Tasavvuf ıstılâhında ise, yaratılıştaki mâsumiyet ve sâfiyeti lekelemeden muhâfaza edebilmektir.

Diğer bir ifâde ile istikâmet, Allâh Rasûlü’ne muhabbeti tâze tutarak O’nun örnek şahsiyetinden nasîb almak, ahlâkı ile ahlâklanmak, bir ömür Kur’ân ve Sünnet’in rûhâniyeti ile yaşamak, nefsânî dünyâ zevklerinden uzaklaşıp ibâdet, kulluk ve mârifet sırlarına vukûfiyet kazanabilmektir.

Hakk’a vâsıl olmak için istikâmetten başka yol olmadığı gibi, her hususta istikâmeti muhâfaza etmek kadar yüksek bir makam ve onun lâyıkıyla yerine getirilmesi kadar zor olan hiçbir emir yoktur. Bu sebeple Hak yolunda istikâmet, en büyük kerâmet olarak görülmüştür.

Cenâb-ı Hak, istikâmet ehlini şöyle müjdeler:

“Şüphesiz; «Rabbimiz Allâh’tır.» deyip sonra istikâmet üzere bulunanların üzerine melekler iner ve onlara; «Korkmayın, üzülmeyin, size va’dolunan cennetle sevinin! Biz, dünyâ hayâtında da âhirette de sizin dostunuzuz. Gafûr ve Rahîm olan Allâh’ın bir ikrâmı olmak üzere, orada canınızın çektiği ve arzu ettiğiniz her şey sizin için hazırdır.» derler.” (Fussilet, 30-32)

“«Rabbimiz Allâh’tır.» deyip sonra da istikâmet üzere bulunanlar için ne korku ne de hüzün vardır. Onlar, işlediklerinin karşılığı olarak cennette ebedî kalacaklardır.” (el-Ahkâf, 13-14)

İstikâmet ehlinin yolu “sırât-ı müstakîm”dir. Bu dosdoğru yola lâyıkıyla sülûk edebilenler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

“Kim Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar, Allâh’ın kendilerine lutuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (en-Nisâ, 69)

Sırât-ı müstakîm, seçkin kimselerin yoludur. İstikâmetin esası da îman ve takvâdır. Bu ikisinin mahalli ise kalbdir. Bu itibarla istikâmet, kalbde bulunan îman ve takvâ ile vücûdun yek-âhenk olmasıdır. Kalbdeki îman, ihlâs ve îtidâl, istikâmeti sağlar ve dâimî kılar. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Dil istikâmet üzere olmadıkça kalb, kalb istikâmet üzere olmadıkça îman müstakîm olmaz.” buyurmuştur. (Ahmed, III, 198)

Mü’min, şu fânî hayatta dâimâ müstakîm olmalı, hiçbir zaman hak yoldan sapmamalıdır. Şâir ne güzel söyler:

Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni!

Müstakîm ol, Hazret-i Allâh utandırmaz seni!